ALTIN 186,8898
DOLAR 4,5030
EURO 5,3011
BITCOIN $8.491
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
°C

AŞKLA

Duygu Çetin
FRM TV'de Program Yapımcısı
14.02.2018

Duygu Çetin’in 14 Şubat 2018 tarihli blog yazısı.

Bir köy kahvesinde karşılaşmıştık ,öylece gelip kuruldun masama. Sorgusuz sualsiz sessizce kıvrıldın sandalyenin ucuna. Sicimden boşanırcasına yağmur yağıyordu ve kaçıyordu herkes yağmurdan. Nereden bilebilirdik yağmurdan kaçarken yazgımızın aşka götüreceğini bizi. Utangaç bakışlarını ikna edip kaldırmıştın başını en sonunda. Ve gözlerin gözlerimdeydi. lal olmuştun, bir puta dönüşmüştü bedenin.

Bakıp susuyor,susup konuşamıyordun.
Çığlık çığlığa şarkılar yükseliyordu ruhunda. Okunuyordu gözlerinde bir çocuğun şeker sevinciyle harmanlanır gibi, zehir zemberek aşka akışı. Usulca dudaklarından “merhaba”döküldü. Kalabalığın içindeki sesi yarıp bizdeki sessizliği yaramadan… “Merhaba”diyebildim önce , yalnızca merhaba. Derin sessizliğine, içinde beliren yangına çekmiştin beni. Hızla yayılıyor, çember daralıyordu. Kaçamıyordum bilemediğim hiç tatmadığım ruhumu kaplayan, benliğimi kenetlendiren, bu yangından kaçamıyordum. Aşk mıydı diye soramıyordum bile kendime. Nasıl olur da hiç tanımadan düşerdi içine o dipsiz kuyunun insan. Nasıl olurda… Daha önce gördüklerime hiç benzemiyordu. Ayak sesleri bile denize vuran yakamozlar kadar parlak ve sarhoş ediciydi. Bildiklerime hiç benzemiyordu. Bakıyor ama konuşamıyorduk.

Neydi gördüğümüz birbirimizde? Bizi birbirimizin uçurumuna sürükleyen, neydi? Karnımın gurultusu açlıktan değildi bu kez, oysa kahveyi saran sıcak tost kokusu vardı .ardı ardına insancıklar sıcacık çaylarının yanına istiyorken,ne istediğimi bilemiyordum ben. Çayim bitmiş, boş bardağı yudumlamaya çalışırken, istemsizce bardağı tutmak isterken, ellerimi tuttun. bardağı saran ellerimi, ellerin sarıyordu. Güneşte kavrulan toprağın sükuneti düştü üstümüze. Sustuk, kıpırtısız, kalabalıklar içinde kaybolduk. Sonra, birden dökülüverdi dudaklarından sözcükler “çay, Çay ister misin? “ Sadece “severim”diye karşılık verebildim. Severim… ne çok anlam barındırıyordu tek bir sözcük içinde. Severim…. “İki çay” dökülür dökülmez dudaklarından ,masaya iki çay kondurdu, on altı on yedi yaşlarındaki bir çocuk . Şekersiz içemediğim çay masaya konur konmaz, telaşla bir yudum içtim,semaverden yeni çıkışını hesaplamadan. Yandı dilim ,yandım… Sadece izledin. Yanışımı… Birsey demeden, yandığımı bile bile izledin. Ellerin çantana uzandı, yarım kalmış su şişesini alıp önüme koydun. Hiç tanımadığım bir adamın dudaklarının değdiği başlığa mi değecekti dudaklarım. yudumlarken suyu nefesi karışmıştı belki şişedeki suya…

Bütün satırları yakmalı dese de bir tarafım, bir tarafım hala aşkın kol gezdiğine inanmak istiyor. Yukarıda, sonu olmayan bir öykünün satırları oyun oynuyor bir cocuğun masumiyetiyle. Aşkı yitireli aşkı ucuzlastıralı çok oldu insanoğlunun. Aşk istisnai bir durum artık…! Her dudağa yama gibi yapıştı “AŞKIM”sözcüğü… Ey insan! Vermekten öte alansın, emeğin değerini bilmeden harcayansın. Günümüz koşullarında aşkın derecesini yürekte ki kor yerine ceplerin şişkinliği belirler oldu. Şişkinlik arttıkça tutku arttı, ilişkiler nikah masasına kadar uzanır oldu. Bir çok çiftle birlikte olunca analiz yeteneğim öylesine arttı ki düğün fotoğrafçılığı yaparken, ayak seslerinden tanıyorum artık aşkı. Aşk olmuş aşkla pişmiş çiftlerimi görünce ışık doluyor ruhuma  ve o aşkla ıslanıyor yeşeriyor ruhum… O aşklar bereketini güzelliğini saçıyor etrafına… Biliyorum aşka aşık bir çocuk süslüyor hala ruhumu,o çocuk hep orada kalsın. Kah göğün kızılına,kah denizin dalgasına veyahut bir çocuğun gülüşüne vurulsun. Yeter ki aşk olsun, aşkla bakmayı bilsin insan,o zaman daha aydınlık ,daha güzel bir yer olur dünya….
Daima aşkla….

0