FRM TV

ÖZGÜR MÜSÜNÜZ?

Sedat Çağırgan

Sedat Çağırgan

FRM TV'de Blog Yazarı

Ne kadar özgürsünüz?

Bahsedeceğim özgürlük, medyanın, gazetelerin dile getirip sizi oyaladığı “Düşünceyi dile getirme ve istediğini yapma” değil. Gerçekten aldığınız kararları başkalarının baskısı olmadan aldığınıza emin misiniz?

Mesela ayakkabı, çanta yada telefon alırken?

Sırf birileri hep aynı şeyi giydiğinizi söylemesin diye mi yeni elbise alırsınız yoksa dolabınızdaki onlarca elbise eskidiği yani rengi solduğu yada bir yerleri yırtıldığı için mi?

Cep telefonu alırken neye ihtiyacınız olduğunu düşünüp özelliklerini buna göre mi belirlersiniz yoksa etrafınızdaki insanlar küçümsemesin diye ihtiyacınız olmadığı halde en kapsamlısını mı alırsınız?

Sırf internete girip ödev yapmak için binlerce liralık yüksek kapasiteli bir bilgisayar mı alırsınız yoksa basit, işinizi uzun süre görebilecek ucuz bir bilgisayar mı?

Kadınlarda takıntıdır. Elbiseye uygun çanta, ayakkabı alma şartı. Peki bu şartı kim koydu? Sırf elbisenize uyumlu diye biraz fazla ayakta durduğunuzda sizi rahatsız eden ve akşam evinize geldiğinizde saatlerce ağrı çekmenize sebep olacak ayakkabı giymek yada ihtiyaç duyduğunuz eşyalarınızın sığmadığı yada içinde bir şey aradığınızda bulamadığınız bir çanta almak özgürlük mü yoksa toplumda küçük düşürülme korkusu mu?

Yirmi yıl önce insanlar giydikleri yamalı bile olsa, yedikleri şeyler sıradan bile olsa, kullandıkları kalitesiz bile olsa yadırganmazdı. Peki şimdiki zamanda ne değişti?

Aynı renk ve modelde ikişer, üçer pantolon gömlek sahibi biri olarak ben de bu yargılardan nasibimi alıyorum. Sabahları “ne giysem acaba” sorusunu oluşmadan yok etmek için genelde aynı model ve renk alır giyerim.

Reklamlar ve TV programlarıyla hayatımıza sokulan moda denilen algı hayatımızı alt üst etti. Reklamlara inanmamanız gerektiğini size bir çok kez söylemişlerdir. Birkaç örnekle de reklamların yalan olduğunu anlatmaya bir de ben çalışacağım.

Örneğin çamaşır deterjanı;

Çocukluğumdan beri üretilip satılan markalar her reklamında şunu söylüyor “Diğer markalara göre daha beyaz…” demek ki yıllardır bizi kandırmışsınız. Eski modelleriniz içinde beyazlatıyor diyordunuz. Demek ki eski modelleriniz beyazlatmıyormuş ki bu modeli üretmişsiniz.

Kireç çözücü;

Yıllarca millete kakaladılar, her yıkamada makineye koymazsanız rezistansınız patlar diye. Milletimiz de korkusundan kullandı yıllarca. Sonra benim gibi zıp çıktılar insanları uyardı; “Bir rezistansın ömrü en kireçli suda bile 2-3 yıldır ve rezistansın yenisi 50 TL.” Satışlar düşmüş olacak ki şimdi de kazanın ve boruların kireçlendiğini söyleyip milleti korkutmaya çalışıyorlar. Fiziksel bir sorun var. Hareketli parçalar kireç tutmaz ve plastiğe tutunan kireç bir süre sonra kendi kendine atar.

Teknoloji;

Arkadaş kısa mesaj yazmayı beceremez, telefonuna onlarca yazışma programı yükletmiş. Aramak ve aranmak dışında hiçbir iş yapmıyor 4 çekirdekli telefon alıyor. Sadece yazılım güncellemeleri ayda 300 MB tutan bin dolarlık telefonda 1 GB kotalı kontörlü hat kullanıyor bir mekana gittiğinde de çakmağı alev almayan sigara tiryakisinin “ateşi olan var mı?” diye sağa sola koşturduğu gibi “Wi-Fi şifresi ne?” diye koşuşturup duruyor. Etrafınızda bu verdiğim örneğe uyan kaç kişi var?

Bir GSM şirketi internet satıyor. “Tarife/Paket karmaşasına son. Bizde tek paket var. Ama şu kadar daha öderseniz hızınız biraz daha yüksek olacak”.

Hani tek paketiniz vardı. İki paketiniz var işte diye soracak bir dernek yok ne yazık ki.

Başka bir GSM şirketinin reklamlarında da fiber hızlı cep telefonlarından bahsediliyor. Yirmi üç yıldır elektronikle, yirmi altı yıldır da bilgisayarlarla iç içeyim fiber kabloya dokunarak elektrik akımına kapılıp zıplayan insan görmedim. Reklamda fiber hıza kavuşan elektrik yemiş gibi tepiniyor. Avrupa’da olsa Elektronik Mühendisleri Odası ayağa kalkar. Cep telefonlarının fiber hızına erişmesi için telefona fiber kablo takmak gerekir diye. Ülkemizde sendika ve odalar aidat toplamaya çalışıp “BAŞKANLIK” egosu gidermekle meşgul oldukları için biraz meşguller.

Daha nice örnekler verebilirim. Bunlar sadece televizyonda izlediğimiz diziler ve magazin programları, gazetelerde gözünüze sokulan magazin bölümlerindeki lüks, rüküş deliliğinden bazıları. Bir de etrafınızda yaşayan yada lider diye peşinden koştuğunuz insanların yönlendirmeleri var.

Özgür Suriye Ordusu diye bir ordu vardı. O ordu yok oldu ama savaş devam ediyor. Yine aynı savaşta İŞİD diye bir örgüt vardı o örgütte yok oldu sanırım DAİŞ diye bir örgüt dillendiriliyor.

Yıllar önce Adalet ve Kalkınma Partisi diye bir parti vardı. Kurucuları bile ya kısaca AKP derdi yada Adalet Kalkınma Partisi. O partinin vekilleri ve başkanları hala mecliste. Ama ne AKP’den bahseden var ne de Adalet ve Kalkınmadan. O parti ne zaman kapandı AK Parti ne zaman kuruldu, seçimler ne zaman yenilendi hatırlamıyorum. Acaba dördüncü ölümcül kazamı geçirip aylarca komada mı kaldım? Peki siz hatırlıyor musunuz bu geçişi?

Lafı fazla uzatmayayım.

Bir “düşünceye özgürlük” modası almış gidiyor.

Daha giyeceğimiz pantolonu, elbiseyi, ayakkabıyı, kullanacağımız telefonu, bilgisayarı satın alırken bile kendi özgür irademizi kullanamıyorken, başkaları öyle söylüyor diye farkında olmadan sizde aynı şeyleri söylüyorken kendi düşüncemizi oluşturmamız ve fikir üretmemiz olasılıksız!

Hepsinden önemlisi, başkalarının düşünceleri bizim ruhunuz bile duymadan bizim düşüncelerimizle yer değiştiriyorken zaten özgür değil programlanmış bir robotuz!

Özetle;

Ruh özgür olmadan beden özgür olmaz!

 

29.02.2016

Bu yayını değerlendirin
Bu yayına toplam: 0 kişi puan verdi. Puan ortalaması: 0
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
HEP UÇKUR - 15 Ağustos 2017
HAYVAN SEVGİSİ VE ÇİP - 11 Temmuz 2017
TAPINAK İMAMLARI - 22 Mayıs 2016
KALÇA MI? IQ MU? - 7 Mart 2016
ÖZGÜR MÜSÜNÜZ? - 29 Şubat 2016
ASALIM GİTSİN - 21 Şubat 2016