FRM TV

GENÇLİK VE SİYASET

Murat AKDENİZ’in 20 Ağustos 2017 tarihli yazısı.

Murat AKDENİZ

Murat AKDENİZ

FRM TV'de Blog Yazarı

   Yıllar yılı üzerinde en çok konuşulan, en çok tartışılan konulardan biri olmuştur gençlik. Üzerine konuşmak, tartışmak, bir takım kazanımlar sağlayabilmek adına biz de geçmişte görev yaptığımız bazı kurumlarda “gençlik” konusunda çeşitli forum ve çalıştaylar, söyleşiler düzenledik. Gençliğin sorun ve beklentilerini mümkün olduğunca tüm yönleriyle ele almaya gayret ettik.

Bugüne değin ülkemizin önemli üniversitelerinden, Madde bağımlılığı ile mücadele merkezlerine, Emniyet ve Narkotik yetkililerinden, Sosyal Hizmet uzmanlarına, Spor federasyonlarından, Siyasi partilere sayısını hatırlamadığım kadar “uzman” kişi ve kurumla çalışmalar yapıp, görüş alış verişinde bulundum. T.B.M.M. ziyaretleriyle birçok milletvekili ile bir araya gelip, gençliğin sorunlarına ve çözüm önerilerine dair çeşitli dosyalar teslim ettim. Hepsinde en önemli amacım gençlerin daha mutlu, daha aktif ve daha etkin olmalarıydı.

Bu etkinliğin en önemli yansımasının olması gerektiği alan da elbette siyasetti. Gençlerin aktif siyasetin içerisinde yer alması belki de ülkemizi yeniden özlediğimiz o görece çok daha huzurlu günlere ulaştıracak yegane anahtar olacaktır.

Peki bu mümkün mü? Siyasi partilerde genel başkanlar ve karar verici kurullar kendi koltuklarını feda etme pahasına gerçek anlamda gençlerin önünü açabilirler mi? Tek kelimeyle cevap vermek gerekirse, ne yazık ki Hayır! Peki gençler, siyasal mücadele ile kendi yollarını kendileri açabilirler mi? Mevcut yapıda maalesef o da Hayır!

Burada olması gerekenlere değinmeden önce sanırım mevcut duruma ve bakış açısına göz atmak gerekir. Siyasi partilerde gençler ne yapar? Siyasetçi konuştuğunda neredeyse en önem verdiği kesim olarak gençlerden bahsederken gençlerin nasıl bu kadar sorunu olur? Aslında öylesine uzun soluklu ve günlerce, hatta haftalarca üzerine yazılabilecek bir konu ki bu, belki bu öncül bir yazı olur ve devamında bir dizi yazı daha gelebilir.

Gençlerin siyasette neden etkin ve belirleyici olamadıklarını anlamak için öncelikle ne durumda olduklarına bakmak lazım. Bu gibi durumlarda genelde hemen 12 eylül darbesi adres gösterilir sorumlu olarak. Sanki bugün gençlerin önünü açmak, onların ufkuyla geleceğe bakmak ve gelişmelere yön vermek isteyen bir siyaset kurumu varmış gibi. Evet 12 darbesi bu ülkeye yapılabilecek en büyük ve en hunharca kötülüklerden biriydi. Ülkemizin tüm gelişme çabalarına ve bağımsızlığına vurulmuş en büyük darbeydi. Özellikle ülkemizin aydın kesiminin, düşünce üreten insanların ve politik gençliğin üzerinden adeta silindir gibi geçti. 1969 Yılında Amerikan 6. Filosunu “Tam Bağımsız Türkiye” sloganıyla protesto eden gençleri ve öğrencileri, “vatan haini” olarak lanse eden anlayışın önünü açarak “yeni dünya düzeni” yolunda çok önemli bir kilometre taşını geride bırakmak için yapılmıştı 12 eylül. Tabi burada dönemin A.B.D. Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Paul HENZE’in yine dönemin A.B.D. başkanı Jimmy CARTER’a “bizim çocuklar başardı” demesini de hiçbir zaman hafızalardan çıkarmamak gerek!

12 Eylül üzerine bugüne kadar kütüphaneler dolusu kitap yazıldı zaten. Belki başka yazılarda bunu da uzun uzadıya irdeleriz. Ancak asıl konumuza, gençlerin siyasetle olan “mesafeli” ilişkisine dönecek olursak, o dönem keskin bir şekilde siyasetin dışına itilen gençlerin bugün bu alanda yer alması için çaba gösteriliyor mu? Burada muhtemelen seçilme yaşının 18’ e çekilmesi çalışması akla gelecektir. 18 Yaş çeşitli gerekçelerle tartışmaya açık bir konudur. Evet Avrupa ülkelerinde bunun örnekleri de vardır. Hatta somutlaştırmak gerekirse, Alman parlamentosunda 1983 doğumlu Anna LÜHRMANN’ın Türkiye’den çok önce, 2002 yılında yani 19 yaşında Almanya’nın ve dünyanın en genç milletvekili olduğunu da hatırlatmakta fayda var.

   Ancak burada yaştan çok daha büyük engellerin olduğunu belirtmek gerek. Kaldı ki, bırakın 18 yaşında milletvekili seçilebilmeyi, 1 kasım 2015 seçimlerine 25 yaş sınırıyla girilmesine karşın, 550 milletvekilinden 30 yaşın altında sadece 9 milletvekili vardı.

Siyasi partiler gençleri elbette çok seviyorlar. Özellikle de seçim dönemlerinde. Zira, gençlerin hareket ve enerjisine en çok ihtiyaç duydukları dönemler seçim dönemleri oluyor. Kolay değil, onca seçim çalışması yapılacak. Milyonlarca lira paralar ödenen afişler, flamalar sabahlara kadar her yere asılacak ve partiler arası psikolojik savaşta hakim konumda olabilmek için çalışılacak. Kimi zaman da kürsüde bir seçim malzemesi olarak gençlikten bahsedilecek. Hatta, Meclisten geçmesi zor olan bazı Anayasa değişikliklerinin geçişini kolaylaştırabilmek için torba yasaya dahil edilecek! Böylelikle, muhalifler açısından, “gençleri istemiyorlar” ikilemi yaratılarak yasanın geçişi kolaylaştırılacak.

Duruma gençlerin penceresinden bakıldığında daha üzücü bir tablo çıkıyor karşımıza. Yine olağan dönemlerde pek genç göremediğiniz parti binalarında ve gençlik kolları toplantılarında, seçimler yaklaştıkça hızla bir genç yoğunluğu görmeye başlıyorsunuz. Üstelik bu, yaklaşan her gün daha da artan bir sayıya ulaşıyor. Son derece acı verici bu durum bile aslında ülkemizde gençliğin nasıl bir çaresizlik içerisinde olduğunun önemli göstergelerinden de biridir aynı zamanda. Siyasal ideallerinin peşinden giderek o çalışmalara katılan gençleri ayrı tutarak belirtmek gerekir ki, o gençlerin çok büyük bir bölümü ne yazık ki “acaba bir iş bulabilir miyim” ümidiyle seçim dönemlerinde siyasi partilere akın ediyorlar.  Zira, tüik tarafından açıklanan mayıs 2017 işsizlik rakamlarına baktığımızda 10,2 gibi bir resmi oranın olduğunu görüyoruz. Buna gizli işsizleri de dahil ettiğimizde çok daha büyük bir işsizlik sorununun olduğunu görüyoruz. İşte bu da ne yazık ki normal koşullarda iş bulamayan gençlerin son bir umut, siyasi partilerin kapısını aşındırmasına neden oluyor. Bazıları maalesef bir gevrek alacak parası bile olmayan bu gençler yeri geldiğinde, sabahlara kadar afiş ve flama asıp, posta kutularına bildiri dağıtıyorlar. Kimi zaman ertesi gün yapılacak miting için de yorgun ve uykusuz bir şekilde çalışmaya devam ediyor ve bazen rakip partilerin mensuplarıyla karşı karşıya geliyorlar. Seçimlerden sonra ne mi oluyor?  İstisnalar hariç, genel olarak, “Dayım sağ olsun”…!

İşsizlik dışındaki bir diğer sorun da devlet politikası olarak gençlere yatırım yapılmamasıdır. Ülkemizde artık bıkkınlık verici ve ticareti de son derece olumsuz yönde etkileyen ağır bir vergi yükünün olduğu hepimizin malumu. Cep telefonu başta olmak üzere elektronik eşyalar, otomobiller ve akaryakıt ürünleri gibi pek çok üründe çok ciddi vergilerle karşı karşıyayız. Ancak böylesi vergi politikaları sonucu elde edilen gelir, devlet tarafından gençlere ne ölçüde yansıtılıyor? İşte burada somut ve oransal bir politika yok. Oysa tam da burada çok önemli bir örnek vermek sanırım yerinde olacaktır. İsveç’te K.D.V. dışındaki vergilerin çok büyük bir kısmını yerel yönetimler topluyor. Tabi orada yerel yönetimlerin yetki, sorumluluk ve faaliyet alanları da bizim belediyelerimize göre çok daha fazla. Ancak konumuzla ilgili kısmına dönecek olursak, İsveç’te yerel yönetimler gelirlerinin yıllık bütçeye oranla tam %33.3’ünü çocuk ve gençlik faaliyetlerine harcar. Yani yıllık bütçenin üçte biri çocuklara ve gençlere harcanır. İşte bu gençliğe ve paralel olarak o ülkenin geleceğine yapılan çok büyük bir yatırımdır. Elbette ki, oradaki o imkanlarla, o olanaklarla yetişen gençlik de kendisinden sonra gelen gençliğe nasıl sahip çıkması gerektiğini, gençlere sahip çıkmanın ülkenin geleceğine ve gelişimine sahip çıkmak olduğunu da son derece iyi biliyor. Peki böylesi bir anlayışla yönetilen İsveç ne durumda dersiniz? İsveç’in 2016 Yılı bütçesi tam 9,5 milyar dolar fazla verdi. Devlet ise fazla çıkan bu paraları vergi fazlası olarak vatandaşlarına geri ödeme kararı aldı. Böyle bir gelişmeyi Türkiye’de hayal etsenize!

Gençlerin siyasette aktif rol oynamasının önündeki çok önemli engellerden biri de mevcut siyasi partiler yasası ve buna göre şekillenmiş olan parti tüzükleridir. Siz kağıt üzerinde seçilme yaşını 18’e de çekseniz, ya da “onlar 18 yaptı, biz 15’e indireceğiz” de deseniz, pratikte bunu uygulamıyorsanız, bunu uygulamak için ihtiyaç duyulacak yasal alt yapıyı oluşturmuyorsanız, yaptığınız iş ya da ifade ettiğiniz söylem sadece ve sadece popülizmden ibaret kalır. Zaten mevcut durum ve parlamentodaki yaş ortalaması da bunu tartışmaya yer bırakmayacak netlikte ortaya koyuyor. Oysa genç nüfus oranı hayli yüksek olan ülkemizin, gençlerini aktif siyasete yönlendirmesi, siyaset kurumu içinde gençlerin fiilen yer alabilmesi için alan yaratması, ülkemizin geleceğinin de en önemli teminatı olacaktır.

Ancak mevcut durumda bir genç siyasi partinin kapısından içeri girdiğinde kendisine öncelikle “oy” gözüyle bakılır. Sonrasında ise, yukarıda da anlattığım üzere, seçim dönemlerinin gözdesi olur genç. Seçim bittikten sonra? Bir süre, sonrası yoktur çoğu zaman. Ta ki, partilerin kendi içlerindeki seçim süreçlerine kadar. Bu andan itibaren de siyasal jargonda meşhur bir kavram devreye giriyor;

“delege ağalığı”

Siyasette delege ağalığı kavramı ortadan kaldırılmadıkça, ne gençlik açısından ve ne de genel siyasal yapının gelişimi bakımından ileri gidebilmemiz mümkün değildir. Çünkü herhangi bir partiye üye olan genç, aynı zamanda delege seçimlerinde oy kullanacak potansiyel bir taraftar olarak görülüyor. Şanslı olan çok az bir kısım genç, partilerde genelde başvurulmayan yani kağıt üzerinde kalan önseçim delegesi olarak büyük bir lütufla yazılıyor. Yine bundan çok daha az genç ise, “ilçe kongre delegesi” yazılıyor. Dikkat ederseniz, oluyor demiyorum, “yazılıyor” diyorum. Yani burada da yine siyasal bir kazanım yok. Genelde kişisel yakınlıklar, oyu alınacağına kesin gözüyle bakılanlar ya da maddi olarak çok iyi durumda olan çok sınırlı sayıdaki gençler bu listelerde yer alabiliyor. Ancak bahsettiğimiz daha parti içi hiyerarşinin taban yapılanması. Oysa mahalli düzeyde başlayan bu süreçler, en son büyük kurultaylarda parti Genel Merkezlerinin yetkili organlarıyla birlikte, Genel Başkanların da seçildiği süreçler olarak nihayet buluyor ve bu Genel Başkanlar ile yetkili kurullar da iktidarıyla, muhalefetiyle ülkemizi yönetecek kadroları tayin ediyorlar.

Sonra ne mi oluyor? Sonra bu çarpık sistemle seçilenler, orada oldukları sürece ekseriyet bu sistemi muhafaza etmeye gayret ediyorlar. Zira, sonrasında da oradaki varlıklarının en önemli teminatı yine bu sistem oluyor. Yoksa bir kişinin 10-15 hatta 20 yıl boyunca hiçbir seçim başarısı olmadığı halde, hala genel başkanlık koltuğunda oturuyor olmasının çok da anlayabildiğim bir açıklaması yoktur.  Ya da bir kişinin 30-35 hatta 40 yıl Belediye Meclis üyesi olması da hem halk, hem partisi, hem gençlik ve hem de kendisi adına üzücü bir durumdur. Evet kendisi için de üzücüdür. Zira, bir insanın 30-40 yıl boyunca kendini hiç geliştirmeden aynı yerde sayması hayatın olağan akışına aykırıdır!

   Hal böyle olunca da elbette Fransa’da Emmanuel MACRON’un 39 yaşında Cumhurbaşkanı olmasına, Belçika’da 38 yaşındaki Charles MICHEL’in başbakan seçilmesine imrenerek ve biraz da hüzünle bakıyoruz.

Oysa sahip olduğumuz genç nüfusun siyasette potansiyel haline gelmesi durumunda pek çok sorunumuzun da geride kalacağına inanıyorum. Ancak elbette burada kast ettiğim “genç” birilerinin himaye ve yönlendirmesi yani boyunduruğu altında bir yerlere gelen değil, siyasal zihinsel üretimi ve düşünceleriyle değil de maddi imkanlar yoluyla, basamakları üçer beşer çıkanlar da değil.

Doğrularıyla, idealleriyle, emeğiyle siyasette gençlerin var olmasından bahsediyorum. Bunun için de öncelikle ve ivedi olarak siyasi partiler yasası değiştirilmeli, delege ağalığı sistemi ortadan kaldırılmalı, parti içi tüm seçimler üyelerin tamamının katılımıyla yapılacak şekilde düzenlenmeli. Bu çok önemli bir başlangıç olabilir. Bunun yanı sıra, Milletvekilliği, Belediye Başkanlığı, Belediye Meclis Üyeliği adaylığı için başvuru yapacak olan 18 – 25 ya da 18 – 30 yaş arası gençlerden adaylık başvuru ücreti alınmaması da yine önemli bir gelişme olacaktır. Fakat burada yazılanların hayata geçmesi de mucize beklemek olacaktır. Zira, gençlere sözde değil, gerçek anlamda ve iyi niyetle destek vermeye çalışan az sayıdaki siyasetçi dışında, siyaset kurumunun halktan ve özellikle de sivil toplum örgütlerinden, sendikalardan, gençlik organizasyonlarından güçlü bir talep ve baskı görmedikçe kendini besleyen bu sistemi değiştirmeye yönelik ciddi bir adım atacağına inanmak da pek gerçekçi bir beklenti olmayacaktır.

  Ne diyelim; “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” gençlerin karar ve yönetim mekanizmalarında olduğu güzel bir Türkiye ümidiyle…!

10
BU YAZIYI SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
9 EYLÜL - 5 Eylül 2017
GENÇLİK VE SİYASET - 20 Ağustos 2017
İYİ Kİ VARSIN EREN - 13 Ağustos 2017
MERHABA - 10 Ağustos 2017