FRM TV

FARKINDA MISINIZ ?

Ayhan Oytun

Ayhan Oytun

FRM TV' de yazar

Ne doğru bir cümle… Siz bugünün, yarının, geleceğin planlarını yapıp hayaller kurarken, hayatta kendi planlarını tasarlıyor sizlerden habersiz ! Fazla takmamalı dünyayı, herşeye kafa yorup kendini hırpalamamalı ne de olsa içinden sağ çıkamayacağız dünyanın…

Koskoca bir ömrü yiyip bitirirken insanoğlu karın tokluğuna çalışıp yaşamın ona sunduğu nimetlerden maksimum yararlanamıyor malesef. Bir ev bir araba sahibi olmak için neredeyse ömrünün son demlerine kadar çalışıp çabalıyor.

Bu dünyadan göçüp gittiğinde çoluğuna çocuğuna birşeyleri bırakarak gitmek istiyor, bir nebze de olsa iyi bir hayat sunmak istiyor gelecek nesillerine. Bir kere geldik dünyaya bari hayallerimizi para karşılığında gerçekleştiriyor olmasaydık ya hani demeden de duramıyor insan. Şimdi sen özünde kapitalizme ne kadar karşı çıksanda hayallerini kapitalizme kaptırmış olmuyor musun zaten yaşadığın müddetçe ? Sıkıyorsa hadi parasız hayatını idame ettir bakalım ? Dolayısıyla paranın olduğu her yerde buram buram olmaz mı hiç kapitalizm.

Düzen ve sistemin çarklıları böyle yaşayacaksın diyor ve sende ona göre hayatını idame ettirmek zorunda kalıyorsun yani. On dönüm bostanın varsa yan gel yat Osman, yoksa çalış ha çalış Osman ! Şimdi bir yandan hayallerimizin peşinden sürüklenirken, diğer taraftan da hayatın bizlere sunduğu sürprizlerle de karşı karşıya kalabiliyoruz. Acılar, bir incir çekirdeğini doldurmayacak kavgalar, vicdanınını sızlatacak vicdansızlar, emeğinizi ekmeğinizi çalan hırsızlar, hayat mücadelesi içinde yorulmuş yaşamlar ve o hayatların içinde yaşanan dramlar, hastalıklar, ani ve erken ölümlerle de yıpranıyor, yıpratılıyor… Peki zaten tüm bu iş güç ve yorucu seyrinde süregelen insan ilişkilerinin neticesinde ardımıza dönüp baktığımızda bize ne düşüyor ? Biraz fazla insan tanımanın bile bedeli ağır olmuyor mu ? Elbetteki oluyor… Başkalarından daha fazla gezip dolaşarak değişik yerler görüp yeni insanları tanımak biraz daha farklı hissettirip yeni yeni tecrübeler getiriyor. Yeni yeni insanların küçücük de olsa hayatlarına dokunmak ve fazla ileriye gitmeden orada öylece kalmak iyi hissettirmiyor mu… Ne demişler misafir olmak iki günlüktür üçüncü güne kalırsan artık sende ev sahibisindir ! Fazla samimiyetten maraz doğacağına iki günlük olup tadında bırakmaktır belki de aslolan… Böylece ne şişi yakarsın ne kababı, tadını damağında bırakırsın ! Yeni gelen her insana üçüncü gününü gösterirsen derdine de katlanmak, sorunlarına da ortak yaratarak dertsiz başına dert alırsın, insan eti ağırdır derler birde sonra… Yani aslında üzüldüğümüz, dertlendiğimiz, kendimizden taviz verip ömrümüzden ömür verdiğimiz olayların-durumların-hikâyelerinin yüzde 80 i hep insan odaklı… Bir nevi ne seninle, ne sensiz hallerin halet-i ruhiyesi ! Aşk güzel şey ama birde ayrılık olmasa vaziyetleri de bu kervana eklenebilir. Bile bile lades olma temennisi… Üç günlük kısacık ömründe neler neler biriktiriyor insanlar… Entrikalar, egolar, apoletler edinmişiz bununla da yetinmeyip birbirimizi sınıflara ayırarak oculuk buculuk taslamışız. Dininden, mezhebinden, düşüncelerinden ötürü kardeşi kardeşe, insanı insana kırdırmışız. Sevmemiş hep kavga etmiş, kinlenmişiz ama bir türlü barışamamışız… Hiç ölmeyecek gibi yaşamışız dünyaya çivi çakacağımızı sanmışız. Bir kerecik geldiğimiz şu koca evrendeki minicik gezegende bile adam akıllı yaşayamamışız. Farkında olmanın ne kadar farkındayız ve biz bu işlerin neresindeyiz ? Nefes almanın ve sağlıklı olmanın hayattaki en büyük zenginlik olduğunu bir kanser hastasından ya da hayatının son demlerini yaşayan birilerinden duyduğumuzda değildir aslında farkında olmak. Yaşamın aslında ağrısız, acısız, sızısız ve sorunsuz bir güne uyandığımızda yediğimiz yemekten içtiğimiz suya kadar ki o düzenli ilişkinin keyfini anlamakla başlayan bir zenginlikten ibaret olduğunu ve bunun hazzına ermeyi ne kadar sıradan, düz ve yormadan başarabiliyoruz ki… Olanı olduğu gibi kabul mu ediyoruz yoksa işi inada bindirip kendi doğrularımızı mı dikta etmenin savaşını veriyoruz ? Ama öyle zehirlenmişiz gözümüze perde gönlümüze de duvarlar örmüşüz ki ne adam akıllı hissedebiliyoruz ne de işitebiliyor, ne görebiliyor ne de duygularımızın samimiyetine inandırabiliyoruz ! Maddi dünyamızın hırsları manevi dünyamızda yenilip, dökülüp, kırılıp bitivermemizin en trajikomik en can alıcı hallerini de yaşatıyor zaman zaman. İşin garibi de ne biliyor musunuz…Tüm doğruları ‘bal’ gibi bilmemize rağmen hâlâ işimize gelen yanlışları doğru olarak kabul edip, işimize gelmeyen gerçekleri de bir çırpıda pas geçiyoruz. Haydi o zaman topumuza geçmiş olsun, başımız sağolsun !

3
BU YAZIYI SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
FARKINDA MISINIZ ? - 29 Ağustos 2017
BİLİM’KURGUSAL’ - 23 Ağustos 2017
Edep-i Adap Kadını ! - 4 Ağustos 2017
“SİZ” - 27 Temmuz 2017
İLİŞKİ ABİLERİ ! - 10 Temmuz 2017