FRM TV

DUMLUPINARLARIN LANETİ

Türkiye Cumhuriyetinin ilk ve tek savaşıydı Kurtuluş Savaşı.

Sedat Çağırgan

Sedat Çağırgan

FRM TV'de Blog Yazarı

Bu savaşın cephelerinden biri olan, 26 Ağustos’ta başlayan ve dört günde Yunan Ordusunu bozguna uğratıp 30 Ağustos’ta Anadolu’da bulunan Yunan ordusunun gücünü neredeyse bitiren bu savaşın ismi neydi?

İlk olarak Dumlupınar Meydan savaşı olarak anılmış. Sonrasında Mustafa Kemal’in Başkomutanlığında gerçekleştiği için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak anılmış ve 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlandığı için de Zafer Bayramı olarak kutlanmış ama bugün Subayların Rütbe alma tarihi olarak anılır olmuş.

Milli Eğitim Bakanlığı ve belgeselcilerimizin üzerinde durmadığı ve bir çete savaşı muamelesi yaptığı, protokolün ise 30 Ağustos’u Subayların Rütbe Takma tarihi zannettiği bu savaşı gelecek kuşaklara aktarmak zorundayız.

Osmanlı Padişahının Batı devletlerine sadakati nedeniyle İstanbul limanlarında çürümeye bırakılan gemileri kullanamayan ve Kurtuluş savaşından çok sonra gerçek anlamda bir savaş gemisine sahip olabilen Donanmamızda bir gelenektir. Denize kıyısı olmayan şehirlerimizin isimlerinin de Savaş Gemilerimize verilmesi.

Kurtuluş Savaşının sonunu belirleyen savaşın gerçekleştiği şehir de unutulmamış ve denizaltılarımızdan birine Dumlupınar ismi verilmişti.

Donanmamız Dumlupınar ismini üç defa kullanmış ve bu ismi verdiği üç gemimizin de bir kaza geçirmesi üzerine birkaç yıl önce “DUMLUPINAR” ismi, lanetli olduğu için kullanılmaması kararlaştırılmıştı.

Dumlupınar ismi verilen tüm gemilerimiz de denizaltıydı.

 

İlki İtalya’dan alınmış Boğazda başka bir gemiyle çarpışıp hasar aldıktan sonra onarılıp 18 yıl görev yapmış ve kardeşlerinden önce emekliye ayrılmış.

 

İkinci Dumlupınar’ımız sizinde bildiğiniz Dumlupınar’dı. 4 Nisan 1953 tarihinde Çanakkale Boğazında bir yük gemisiyle çarpışıp neredeyse tüm mürettebatıyla birlikte boğaza gömülen ve Amerikan Donanmasında 7 kendi Donanmamızda sadece 3 yıl görev yapan denizaltımızdır. Fatih Sultan Mehmed’in karadan gemi yüzdürerek İstanbul kuşatmasına başladığı günden tam 500 yıl sonra 81 denizcimiz şehit oldu.

 

Üçüncü ve son Dumlupınar ise 1972 yılında Amerika’dan 29 yaşında ikinci el olarak alınmıştı. 1 Eylül 1976 yılında yine Çanakkale Boğazında bir Sovyet gemisiyle çarpıştıktan sonra bakıma alınmış ve bakım sırasında çıkan yangından da kurtarılmıştı. Kardeşleri 52 yaşında hurdaya ayrılırken “Dumlupınar” ismini alan son gemimiz 40 yaşında emekli edilmiştir.

 

Peki, aynı isme sahip gemilerimiz neden hep kaza geçirmiş ya da arıza yapmış?

30 Ağustos 1922’de bizi zafere ulaştıran ve bugün unutulan, hiç anılmayan on binlerce şehidimizin ahını mı aldık?

26 Ağustos’tan 9 Eylül’e kadar 2 haftada Kütahya’dan İzmir’e kadar kendisinden hem teknik hem sayı olarak üstün koskoca bir orduyu süren şehitlerimizin de mi ahını aldık?

Şehitlerimiz “Bizi unutmayın” mı demek istiyor?

Fatih Sultan Mehmed’in aylar süren hazırlık ve kuşatması sonrasında aldığı, yüzlerce yıl sonra kendi öz torunu tarafından düşmana teslim edildiği için “Yabancı Devlet” toprağı olan İstanbul’u bir kurşun bile sıkmadan geri almayı başaran dedelerimizin mi ahı tuttu?

İstanbul ne zaman kurtuldu desem birçok kişi “29 Mayıs 1453” diyecek. Peki, kaç kişi “6 Ekim 1923” diyebilecek?

Padişahlık sevdalılarının Atatürk düşmanlığı yüzünden yıllardır Çanakkale Savaşı propagandası yapılıyor. Çanakkale Savaşı, Osmanlı İmparatorluğunun son savaşıydı. Türkiye Cumhuriyetinin değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve son savaşı Kurtuluş Savaşıdır.

Çanakkale Savaşından bahsedilip Kurtuluş savaşının unutturulmaya çalışılmasının nedenlerinden biri Padişah diğeri ise Mustafa Kemal idi.

Çanakkale Savaşı başından sonuna kadar Padişah için yapıldı. Ve bu savaşta Mustafa Kemal’den birkaç dakika ya da hiç bahsedilmese de oluyordu.

Ama Kurtuluş Savaşı, başından sonuna kadar özgürlük için yapıldı. Ve bu savaşın başından sonuna kadar Mustafa Kemal varken Padişah hiç olmamıştı.

Milli Eğitim Bakanlığı müfredatları gereğince sınavlarda hep tarihler sorulduğu ve nedenler unutturulduğu için tarihten nefret eden bir toplum olarak yetiştirildik. Bize sınavlarda Laikliğin kaç yılında ilan edildiği soruldu. Eğer “Laiklik ilan edilmeseydi ne olurdu?” diye bir makale yazmamız istenseydi belki bugün durumumuz çok farklı olurdu.

Okullarda ya da akşam ve hafta sonları katıldığınız sohbetlerde size aktarılanları bir kenara bırakıp aşağıdaki tabloya bakın;

“Çanakkale Savaşında 250 bin askerimiz Padişaha zeval gelmesin, düşman İstanbul’a girmesin diye hayatını verdi ve düşmanı Çanakkale’den geçirmedi. Peki, Düşman ordusu 13 Kasım 1918’de İstanbul’a nereden geldi? Tuna nehrinden mi? Bu durumda Çanakkale’de şehit düşen 250 bin askerimiz niye şehit oldu?”

“Kurtuluş savaşı başlamadan önce 8-10 şehre sıkıştırılan dedelerimizin Vatan, Gelecek ve Özgürlük için büyük bir fedakârlık göstererek çok kısa bir sürede Anadolu’yu tekrar Yurt yaptığı savaş neden unutturulmak isteniyor?”

Özetle;

Çanakkale Savaşında insanlar Padişah için hayatlarını feda etmişti.

Kurtuluş Savaşında ise Özgürlük için.

Bu tabloya göre şu soruyu kendinize sorun;

Birileri size Özgürlük değil de, birilerine hizmet edilen ve kölelikten biraz daha özgür olabileceğiniz bir sistemi mi dayatmak istiyor?

Bugün bir kesimin iddiası ibadet engelleri var mıydı?

İbadet hiçbir zaman yasaklanmadı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde ve resmi dairelerde namaz kılmayı işten kaçmak için kullanmak isteyenler nedeniyle kısıtlamalar getirildi. Ben koğuşta namaz kılan hiçbir asker için savunma yazmadım ya da uyarmadım. Sadece kıbleyi tutturamadığı için uyardığım oldu. Cuma namazını kılmak isteyenlere çarşı izin tarihlerini özellikle ayarlayıp Cuma namazlarını kılmalarını da sağladım. Ve bunları yaptığım için subaylar tarafından cezalandırılmadım aksine takdir edildim.

Sen mevcut sistemin seni kısıtladığını mı düşünüyorsun?

Yatsı namazını kılmak için akşam güneş battıktan sonra sokağa çıktığında izin kâğıdı göstermen gerekiyor mu? 20 Kasım 1920 yılında İstanbul’da gerekiyordu. İngiliz işgalinde olduğu için.

Cumhuriyet yüzünden ibadet yapamıyoruz mu diyorsun?

Peki, gece kılınması tavsiye edilirken imamların tembellikleri yüzünden yatsı namazının sonuna çekilen vitir namazı için kimi suçlayacaksın? Sana, “Cumhuriyet İbadetin önündeki engel derken” gece kılınması sünnet olan vitir namazını yatsı namazının arkasına yapıştıran imamları mı yoksa Cumhuriyeti savunan bizleri mi suçlayacaksın?

1920’li yıllardan beri Padişah için değil, bu ülke ve bu ülkede özgürce yaşamak için on binlerce şehit verdik. Halen de vermekteyiz. Size birisi için değil kendiniz için mücadele etmenizi öneren bu sistemi kabulleniyorsanız Dumlupınar şehitlerimiz dâhil bugüne kadarki tüm şehitlerimizi hatırlayın ve haklarını verin.

Yoksa bu lanet üzerimizden kalkmayacak.

1
BU YAZIYI SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
EVRİM - 10 Eylül 2017
HEP UÇKUR - 15 Ağustos 2017
HAYVAN SEVGİSİ VE ÇİP - 11 Temmuz 2017
TAPINAK İMAMLARI - 22 Mayıs 2016
KALÇA MI? IQ MU? - 7 Mart 2016
ÖZGÜR MÜSÜNÜZ? - 29 Şubat 2016