FRM TV

BİR SON, BİNLERCE BAŞLANGIÇ

Sedat Çağırgan

Sedat Çağırgan

FRM TV'de Blog Yazarı

Yılar önce bir pazar akşamı her zaman olduğu gibi akşam haberleri eşliğinde yemeğimizi yiyorduk. Orta okul son sınıfa yani ilkokul sekizinci sınıfa gidiyordum. O yaşlardaki tüm erkekler gibi hem vücudumdaki değişikliklere hem de hayat dedikleri ama ne olduğunu daha tam kavrayamadığımız döneme hazırlanıyorduk.

Haberlerde etrafında onlarca polisin koşturduğu, karların arasında parçalarına ayrılmış, ısı yüzünden etrafındaki karlar erimiş bir enkaz duruyordu. Araştırmacı gazeteci yazar Uğur Mumcu arabasına yerleştirilen bir bomba yüzünden öldürülmüştü. Babam “Allah rahmet eylesin” dedi. Merakımdan sordum kim bu adam diye. Babam sadece “çok iyi biriydi” diyebildi.

Anatomimdeki değişiklikleri keşifle liseye başladım. Ortaokul ikinci sınıfta eğitim sistemi değiştiği için tekrar ilkokul diploması alarak mezun olduğum gibi lisede de bir eğitim sistemi değişikliği daha yaşadım. Bana göre iyi olan ama kötü kullanıma açık olan kredili sistem kaldırılmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam kredili sistemin son mezunu olacaktım. 14-15 yaşlarındaki çocukların, anatomisindeki değişim ile hayatın gerçekleri arasında yaşamaya çalıştıkları bu dönemde bu kadar değişiklik ağırdı. Son sınıftaydım, anatomi bir yandan mezun olduktan sonra ortaya çıkacak olan iş hayatı bir yandan ben hariç herkesin abarttığı üniversite sınavı başka bir yandan kuşatılmış haldeydik. Tam bu sırada rehber öğretmen diye biri çıktı geldi. Her konuda her zaman yardımcı olacağını bir sorunumuz olduğunda mutlaka ziyaret etmemizi söyleyip odasını tarif etti ve gitti.

Mezuniyet sonrası endişelerimizi konuşmak için boş bir dersimizin olduğu saatte bir arkadaşımla odasına gittik. Odanın girişindeki küçük kitaplıkta ders kitabı taşımayacak kadar kitaplarla arası olmayan benim bir kitap özellikle dikkatimi çekti. Rehber öğretmenimiz ile konuşup dertleştikten sonra özellikle dikkatimi çeken o kitabı alıp alamayacağımı sordum. Öğretmenimiz biraz şaşkınlıkla “Geri getirmek şartıyla” deyip kitabı bana verdi. Bir sürü roman, şiir ve hikaye kitabı dururken niye o kitabı seçtiğimi sanırım öğretmenim de anlayamamıştı. Ders kitapları ve orta okul dönemimde okuduğum risalelerden ve lisede din öğretmenimin tavsiyesi ve teşvikiyle okuduğum Türkçe Kur-an’dan sonra okuyacağım ilk kitaptı o. İsmi; “Tarikat, Siyaset, Ticaret / Uğur Mumcu.”

O kitabı seçtim çünkü babam o kitabı yazan gazeteci için “Çok iyi biri” demişti. O kitabı seçtim çünkü o yaşta kafam almıyordu “Sadece yazı yazan bir insan nasıl bu şekilde öldürülebilir? Niye silahla kafasına sıkmamışlar diğerleri gibi?” diye.

Kitabı okuduktan sonra kapağını kapattığımda kafamdan geçen ilk cümle şu olmuştu; “Bu adam çok bile yaşamış…”

Daha sonraki yıllarda bütün kitaplarını okudum. Hatta Uğur Mumcu Vakfının derlediği Meclis Araştırma Komisyonu Raporunu da. Sonra aklıma fiziksel bir gerçek geldi. “Ateş, etrafı uygun değilse dağıtılarak yok edilemez.” Uğur Mumcu bir ateşti. Ben de yanma potansiyeli olan bir kaynak. Onun bedeninden kopan kıvılcım bana ulaşmış ama alev almam üç yıl sürmüştü. Eminim ki bu konuda tek değilim. Onun kıvılcımıyla alev almış binlerce Uğur Mumcu var aramızda.

Bu Pazar günü Rahmetli Uğur Mumcunun ölüm yıl dönümü. Aynı zamanda benim gibi yüzlerce insanın uyanışının yıl dönümü.

Kendisini Rahmetle anıyor ve yazılarımı yayınlama cesareti gösteren sevgili kardeşim Vedat Çağırgan’a ve Süleyman Öztürk’e teşekkür ediyorum.

 

22.01.2016

0
BU YAZIYI SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
EVRİM - 10 Eylül 2017
HEP UÇKUR - 15 Ağustos 2017
HAYVAN SEVGİSİ VE ÇİP - 11 Temmuz 2017
TAPINAK İMAMLARI - 22 Mayıs 2016
KALÇA MI? IQ MU? - 7 Mart 2016
ÖZGÜR MÜSÜNÜZ? - 29 Şubat 2016
  • maskeliyim

    maskeli beşler 4 istiyoruz.